Nedir.Org *
Sponsorlu Bağlantılar
Mry Ycl

Geleneksel Türk Sanatları Nedir

Çinicilik
Halı dokumacılık
Ebru sanatı
Bakırcılık
Ahşap oymacılık
Taş oymacılık.    Vb. daha fazla olmasını isteyenler yorum yapabilirler ✌

Geleneksel Türk Sanatları Resimleri

Geleneksel Türk Sanatları Sunumları

Geleneksel Türk Sanatları Soru & Cevap

Bu yazı hakkında ilk soru soran sen ol..

Geleneksel Türk Sanatları Ek Bilgileri

  • 1
    4 ay önce

    Geleneksel Türk sanatlarıTürk kültürünün bir kısmını meydana getiren sanat ve sanat usluplarıdır. Geleneksel Türk sanatlarının bir kısmı İslam öncesi dönemden kaynaklanır. Bir kısmı ise İslam ile birlikte gelişmiştir.

    Türkler tarih boyunca mücadeleci ve çalışkan bir millet olmuştur. Bunun sosyoloji, biyolojik ve coğrafik nedenleri bulunmaktadır. Bu nedenle zanaatkar bir millet olarak çeşitli sanat dallarının gelişmesinde ve özgün olarak ortaya çıkmasında da etkili olmuşlardır.
    Geleneksel Türk sanatları olarak tarihten günümüze birçok sanat icra edilmiştir. Bunları çoğu özgün sanatlar olarak tarihte iz bırakmışlardır. Milletimizle hemhal olan geleneksel sanatlarımız Türk izi taşıyan sanatlardır.
    Geleneksel Türk Sanatları şu şekildedir:
    *Ebru
    *Çömlekçilik
    *Çinicilik
    *Ahşap oymacılık
    *Taşçılık
    *Dokumacılık
    *Minyatür
    *Bakırcılık
    *Camcılık
    *Kilcilik
    *Kilimcilik
    *Keçecilik
    Geleneksel Türk sanatları günümüzde de hala yapılmaktadır. Yaşatılmaya çalışılan ve eğitim ve öğretimin bir parçası olan Türk sanatları da bulunmaktadır.


     

    Geleneksel Türk el sanatları nelerdir, özellikleri nedir? Türk el sanatları hakkında bilgi.


    GELENEKSEL TÜRK EL SANATLARI


    Geleneksel Türk el sanatları binlerce yıllık tarihimizden gelen çeşitli uygarlıkların kültür mirasıyla, kendi öz değerlerini birleştirerek zengin bir mozaik oluşturmuştur. Geleneksel el sanatları halıcılık, kilimcilik, çinicilik, seramik – çömlek yapımcılığı, deri işçiliği, taş işçiliği, bakırcılık, ebru sanatı, maden işçiliği, ahşap ve ağaç işçiliği vb. şekillerde sıralanabilir.

    TÜRKLERDE HALI SANATI
    Geleneksel Türk el sanatlarımızdan biri de şüphesiz ki halıcılıktır. Halıcılık sanatının ilk doğuşu, insanoğlunun ısınma sorunu ile ortaya çıkmış, günümüze kadar gelmiştir.
    İlk insanoğlu, ısınma sorununu hallettikten sonra yerlere hayvan postlarını sermiş ve daha sonra hayvan postlarını taklit ederek halı yapmaya ilkel anlamda başlamıştır. Ancak bunlarla ilgili hiçbir örnek günümüze kadar gelmemiştir. Çünkü dayanıklı olmadığı için zaman içinde yok olmuşlardır. Günümüzde ilk halı parçası olarak bulunan tek örnek Rus arkeolog Rudenko tarafından Altay dağlarının eteklerinde bir kurgan (mezar) içinde bulunan PAZIRIK halısıdır. Halıda Türk düğümünün bulunması ise bu halının Orta Asya’daki Türkler tarafından yapılmış olma olasılığını ortaya koyar. Bu halı günümüzde bile ulaşılamayan kaliteye sahip olması ile de tektir.
    Türklerle özdeşleşen halı sanatı Orta Asya’dan sonra Selçuklularda hak ettiği yeri bulmuştur. Halı artık gereksinim olmuş ve evlerde, saraylarda, dini mekan olan camilerde kullanılmaya başlanmıştır. Selçuklu halılarında genelde motif olarak geometrik desenler kullanılmış ve açık renkler tercih edilmiştir. Selçuklu halılarından günümüze kadar gelen örnekler çok az olmakla beraber Türk-İslam Eserleri Müzesi’nde (İstanbul) sergilenmektedir. Bu halıların bazıları Fustat’ta (Mısır’da) bulunarak ülkemize getirilmiştir. Bir kısmı ise Konya’daki bazı camilerde bulunmuştur.
    Osmanlılarda ise halı sanatında gerek renk, gerek desen ve malzeme olarak bir ekol yaratılmıştır. Osmanlılarda sarayın halı gereksinimini karşılamak amacıyla Hereke halı fabrikası kurulmuştur. Osmanlılar, Selçuklu ve Orta Asya’daki yün halıların yanı sıra ipekten halılar yaptırmışlardır. Motiflerde ise daha ağır desenler ve bitkisel tasarımlar kullanılmıştır. Ayrıca padişah portrelerine de yer verilmiştir.
    Cumhuriyet döneminde halı sanatımız artık yavaş yavaş ticari bir boyut kazanmıştır. Köy ve kasabalarda dokunan halılar, dokunduğu bölgenin kültürel izlerine ayna tutan güzellikleriyle birçok pazara ulaşmıştır.

    AHŞAP İŞÇİLİĞİ
    Ahşap işçiliği, Anadolu’da Selçuklular döneminde gelişip, kendine özgü bir niteliğe ulaşmıştır. Selçuklular ve Beylikler dönemi ağaç eserleri daha çok mihrap, cami kapısı, dolap kapakları gibi mimari öğeler olup, üstün işçilik içermişlerdir. Osmanlı döneminde ise sadeleşerek daha çok sehpa, kavukluk, yazı takımı, çekmece, sandık, kaşık, taht, kayık, Kur’an muhafazası gibi gündelik kullanım eşyalarının yanısıra, pencere, konsol, minber, sandıka gibi alanlarda da uygulanmıştır.
    Ağaç işçiliğinde kullanılan malzeme daha çok ceviz, elma, armut, sedir, abanoz ve gül ağacı olmuştur. Kakma, boyama, kürdekariz, kabartma – oyma, kafes, kaplama ve yıkama gibi tekniklerle işlenen ahşaplar günümüzde de kullanılmaktadır. Bu teknikler Zonguldak, Bitlis, Gaziantep, Bursa, İstanbul, Beykoz, Ordu gibi illerde halen devam eden, hammaddesine göre değer kazanan baston ve asaların yapımında uygulanmıştır.

    ÇİNİCİLİK
    Mimariye bağlı olarak gelişen bir sanat koludur. Anadolu’ya Selçuklularla gelmiştir. Figürlü sanat eserini kullanmaktan çekinmeyen Selçuklu sanatkarları özellikle hayvan tasvirlerinde çok başarılı olmuşlardır. 14. yüzyılda iznik, 15. yüzılda Kütahya, 17. yüzyılda Çanakkale’de beslenen seramik sanatı bu yörelerde kendilerine has renk, desen ve form özellikleriyle Osmanlı dönemi seramik ve çini sanatına yeni yorumlar getirmiştir. 14. ve 19. yüzyıllar arasında Türk çini ve seramik sanatı fevkalede yaratıcı işçiliği ile dünya çapında üne kavuşmuştur.

    TAŞ İŞÇİLİĞİ
    Geleneksel mimaride dış cephe ve iç mekan süslemesinde taş işçiliği de önemli bir yer tutmaktadır. Taş işçiliğinin mimari dışında en çok kullanım alanı mezar taşlarıdır. Oyma, kabartma, kazıma gibi teknikler uygulanmaktadır. Kullanılan süsleme öğeleri, bitkisel geometrik motifler ile yazı ve figürlerdir.
    Hayvansal figürlere az rastlanılmıştır, insan figürlerine ise daha çok Selçuklu dönemi eserlerinde rastlanmaktadır.

    HAT SANATI
    Hat sanatı, Arap harfleri çerçevesinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Bu sanat Arap harflerinin 6. ve 10. yüzyıllar arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat, Arapça’da çizgi demektir.
    Türkler hat sanatıyla, Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başlamışlardır. Bu dönemde Hafız Osman Arap yazısına estetik açıdan en olgun biçimini kazandırmıştır. Türkler altı tür yazı dışında, İranlılar’ın bulduğu italik yazıda da yeni bir üslup yaratmışlardır.
    Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı vardır: Bunlar Kufi, Tevki, Sülüs, Reyhani, Nesih ve Rika’dır. Bunların hatlarının bir kısmı yuvarlak, bir kısmı ise köşelidir.

    Türk El Sanatları


    Türk El SanatlarıEl Sanatları insanoğlu var olduğundan beri tabiat şartlarına bağlı olarak ortaya çıkmıştır. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak örtünmek ve korunmak amacı ile ilk örneklerini vermiştir Daha sonra gelişerek çevre şartlarına göre değişimler gösteren el sanatları, ortaya çıktığı toplumun duygularını, sanatsal beğenilerini ve kültürel özelliklerini yansıtır hale gelerek "geleneksel" vasfı kazanmıştır
     
    Geleneksel Türk El Sanatları Anadolu'nun binlerce yıllık tarihinden gelen çeşitli uygarlıkların kültür mirasıyla, kendi öz değerlerini birleştirerek zengin bir mozaik oluşturmuştur
    Geleneksel Türk El Sanatlarını; halıcılık, kilimcilik cicim zili sumak, kumaş dokumacılığı, yazmacılık çinicilik seramik-çömlek yapımcılığı işlemecilik oya yapımcılığı deri işçiliği, müzik aletleri yapımcılığı, taş işçiliği bakırcılık sepetçilik semercilik maden işçiliği keçe yapımcılığı örmecilik ahşap ve Ağaç işçiliği, arabacılık vb. sıralanabilir
    Geleneksel el sanatlarımızdan dokumaların hammaddeleri yün, tiftik, pamuk, kıl ve ipekten sağlanmaktadır.
    Dokuma; eğirme veya başka yollarla iplik haline getirilerek veya elyafı birbirine değişik metotlarla tutturarak bir bütün meydana getirme yoluyla elde edilen her cins kumaş, örgü döşemelik halı kilim zili cicim keçe kolonlar vb.dir.
    Dokumacılık Anadolu'da çok eskiden beri yapıla gelen, çoğu yörede geçim kaynağı olmuş ve olmaya devam eden bir el sanatıdır.
    El sanatlarımızın zarif örneklerinden olan oyalar; süslemek, süslenmek amacından başka taşıdıkları anlamlarla bir iletişim aracı olarak da kullanılmaktadır. Günümüzde Anadolu'da tığ iğne mekik, firkete/filkete gibi araçlarla yapılan oyaların ya bordür ya da bir motif olarak tasarlanmış olanları, kullanılan araç doğrultusunda ve tekniklerine göre değişik adlar almaktadır. Bunlar; iğne, tığ, mekik, firkete filkete, koza, yün, mum, boncuk ve kumaş artığı olarak sıralanabilir Kastamonu, Konya Elazığ Bursa Bitlis Gaziantep İzmir Ankara, Bolu Kahramanmaraş Aydın İçel Tokat Kütahya gibi şehirlerimizde daha yoğun olarak yapılmakta ancak eski önemini kaybederek çeyiz sandıklarında varlığını korumaya çalışmaktadır
    Geleneksel kıyafetlerle birlikte kullanılan oyalarımızın yanı sıra takılarda dikkat çekici aksesuarlardandır. Anadolu'da yaşamış tüm uygarlıklar değerli ve yarı değerli taşlarla metalle birlikte veya ayrı işleyerek sanatsal nitelikli eserler üretmişlerdir Selçuklularla birlikte gelen değişik üslupların en önemlisi Türkmen takılarıdır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde ise imparatorluğun gelişimine paralel olarak mücevhercilik önem kazanmıştır.
    Anadolu'da Tunç Çağında Bakır kalay katılarak tuncun elde edilmesinden sonraki dönemlerde bakır altın, Gümüş gibi madenler de dövme ve dökme tekniğiyle işlenmişlerdir. En çok kullanılan maden bakırdır. Maden işçiliğinde dövme, telkari, kazıma (kalemkar) çekiç işi kakma, küftgani, savatlama, ajır kesme gibi teknikler kullanılmaktadır. Bakırın yanı sıra pirinç, altın, gümüş gibi metallerle yapılan el sanatları günümüzde üstün işçilik ve çeşitli tasarımlarla yaşatılmaya çalışılmaktadır. Günümüzde en çok kullanılan maden işleme olan bakır kalaylanarak mutfak eşyası yapımıyla geniş bir şekilde sürdürülmektedir.
    Barınma gereğinden doğan mimari, bölgelerin coğrafi koşullarına göre biçimlenmiş, çeşitlenmiştir. Buna bağlı olarak gelişen Ahşap işçiliği Anadolu'da Selçuklu döneminde gelişip, kendine özgü bir niteliğe ulaşmıştır. Selçuklu ve Beylikler dönemi ağaç eserler daha çok mihrap, cami kapısı, dolap kapakları gibi mimari elemanlar olup üstün işçilik içermişlerdir. Osmanlı döneminde sadeleşerek daha çok sehpa kavukluk yazı takımı, çekmece, sandık, kaşık taht kayık, rahle Kur'an muhafazası gibi gündelik kullanım eşyaları ve pencere, dolap kapağı, kiriş, konsol tavan, mihrap minber, sanduka gibi mimari eserlerde uygulanmıştır
    Ağaç işçiliğinde kullanılan malzeme daha çok ceviz, Elma , Armut, sedir, Abanoz ve gül ağacıdır. Kakma, boyama, kündekâriz, kabartma-oyma, kafes, kaplama, yakma gibi tekniklerle işlenen ahşap eşyalar günümüzde de kullanılmaktadır. Bu teknikler Zonguldak, Bitlis, Gaziantep, Bursa, İstanbul-Beykoz, Ordu gibi illerde halen devam eden hammaddesine göre değer kazanan baston ve asaların kullanımı yüzyıllar boyunca sürmüş, 19. yüzyılda yaygınlaşmıştır. Baston ve asaların sap kısımları; gümüş, altın, kemik, sedef gibi malzemelerden, gövde kısımları ise gül, kiraz, abanoz, kızılcık, bambu, kamış vb. ağaçlardan yapılmaktadır.
    Müzik aletleri yapımı eskiden beri devam etmektedir. Bu aletler ağaçlar, bitkiler ve hayvanların; deri, bağırsak, kıl, kemik ve boynuzlarından yararlanılarak yapılmaktadır. Telli, yaylı, nefesli, vurmalı çalgılar olarak gruplandırılmaktadır.
    Mimariye bağlı olarak gelişen diğer bir sanat kolu da çini sanatıdır. Anadolu'ya Selçuklularla girmiştir. Figürlü sanat eserlerini kullanmaktan çekinmeyen Selçuklu sanatkarlar özellikle hayvan tasvirlerinde çok başarılı olmuşlardır. 14. yüzyılda İznik, 15. yüzyılda Kütahya, 17. yüzyılda Çanakkale'de başlayan seramik sanatı bu yörelerde kendilerine has renk, desen, form özellikleri ile Osmanlı Dönemi seramik ve çini sanatına yeni yorumlar getirmiştir. 14. - 19. yüzyıllar arası Türk çini ve seramik sanatı fevkalade yaratıcı işçiliği ile dünya çapında üne kavuşmuştur.
    Anadolu uygarlıklarından elde edilen Cam işçiliğinin en seçkin örnekleri günümüzde "cam"ın tarihi gelişimi konusuna ışık tutmaktadır. Çeşitli model ve formlarda vitray, Selçuklular döneminde geliştirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'un fethiyle camcılığın merkezi bu kent olmuştur. Çeşm-i bülbül, Beykoz işi bu dönemden günümüze ulaşabilen tekniklerden bazılarıdır.
    Anadolu'da camın ilk kez gözboncuğu olarak üretimi İzmir-Görece köyündeki ustalar tarafından gerçekleştirilmiştir. Anadolu'nun her tarafında temelinde nazar inancı olan cam boncukları görmek mümkündür. Nazarlık yoluyla Canlı veya nesneye yönelen bakışların dikkatinin başka bir nesneye yöneleceğine inanılır. Bu nedenle nazar boncuğundan yapılan nazarlıklar canlının veya nesnenin görünen bir yerine takılır.
    Geleneksel mimaride dış cephe ve iç mekan süslemesinde taş işçiliği de önemli bir yer tutmaktadır. Taş işçiliğinin mimari dışında en çok kullanım alanı mezar taşlarıdır. Oyma, kabartma, kazıma (profito) gibi teknikler uygulanmaktadır. Kullanılan süsleme öğeleri, bitkisel, geometrik motifler ile yazı ve figürlerdir. Hayvansal figür azdır. İnsan figürlerine ise Selçuklu Dönemi eserlerinde rastlanmaktadır. Günümüzde fonksiyonunu henüz kaybetmeyen sepetçilik atalardan öğrenildiği gibi halen; saz, söğüt ve fındık dallarından örülerek yapılmaktadır. Eşya, yiyecek vb. taşıma amacından başka ev içi dekorasyonunda da kullanılmaya başlanmıştır.
    Hayvancılıkla uğraşan kırsal kesimlerde yaygın olarak kullanılan keçe çul ve ağaçtan yapılan semer kullanıldığı dönem boyunca geleneksel sanatların bir kolunu oluşturmuştur.
    Günümüzde başta endüstrileşme olmak üzere değişen yaşam şartları ve değer yargılarına bağlı olarak üretimleri hemen hemen kaybolmaktadır






Sende Bilgi Ekle

Bu yazının geliştirilmesine yardımcı ol.

Sponsorlu Bağlantılar
Yazı İşlemleri

Bir şey Unutmadın mı ?

Bizi sonra tekrar bulmak için sitemizi aşağıdan beğenmelisin